25 Ekim 2021 Pazartesi

Çetelerin yeni çatı ismi: Suriye Özgürlük Cephesi

Türk devletinin işgali altındaki bölgelerde kriz ve kaos devam ederken, Türk devleti çete gruplarının isimlerini değiştirerek aynı yöntemle farklı sonuca ulaşmayı planlıyor.

Geçtiğimiz Perşembe günü Türk devletinin işgali altındaki bölgelerde 5 çete grubu bir araya gelerek "Cebhet Suriye Litehrîr" (Suriye Özgürlük Cephesi) adlı bir yapılanma kurduklarını açıkladı. Aynı zamanda Azim Eylem Odası da kuruldu. Bütün bunlar Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Ezaz’a gitmesinin ardından gerçekleşti. Akar, Ezaz’da bazı çetebaşlarıyla bir araya gelmişti.

Akar’ın Ezaz’a gidişi Bab Askeri Meclisi’nin 7 Eylül’ün yıl dönümü için yaptığı eylemden birkaç saat sonra gerçekleşti. Bab Askeri Meclisi'nin Yaşlî köyündeki eyleminde en az 40 TSK askeri ve çete öldürüldü.

SURİYE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ’NİN KURULUŞ AMACI
ANHA'nın haberine göre; Suriye Özgürlük Cephesi adlı yapılanma Furqet El Hemzat, Lîwa Sultan Silêman Şah, Furqet El Mutesem, Furqe 20 ve Siqûr El Şemal çete gruplarından oluşuyor. Oluşumun temelini Furqet El Hemzat, Lîwa Sultan Silêman Şah çeteleri oluşturuyor.

FURQET EL-HEMZAT
23 Nisan 2016’da kurulan Furqet El Hemzat çetelerine MİT kontrolündeki 5 çete grubu dahil oldu. Halep’in kuzeyindeki Mari beldesi merkezli bu çetelere dahil olan grupların isimleri şöyle: Lîwa El Hemze, Lîwa Zîqar, Lîwa Reed El Şemal, Lîwa Mari El Simûd, Lîwa Meham Xasa.

2016 yılının başında Uluslararası Koalisyon güçleri Türkiye aracılığıyla bu gruba lojistik destek sağladı. Kısa süre sonra bu destek kesildi. Desteğin kesilmesinin nedeni ise açıklanmadı.

İslami bir ideolojiyi benimseyen Furqet El Hemzat, Ortadoğu’da Osmanlı’nın yeniden kurulması için çalışıyor.

Türk devletinin Cerablus’u işgali sırasında en aktif rolü oynayan gruplardan biri de Furqet El Hemzat olmuştu.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) 2017 yılının sonunda birçok DAİŞ çetesinin Furqet El Hemzat’a katıldığını açıkladı.

SULTAN SILÊMAN ŞAH
Bu gruba dahil olan çetelerin çoğu Suriye’nin kuzeyindeki Türkmen gruplardan oluşuyor. Bu grubun çetebaşı ise Mihemed El Casim (Ebû Emşe) adlı çetedir. 2016 yılının baharında kurulan bu grup Efrîn ve Serêkaniyê işgalinde yer aldı.

Uluslararası güçlerin kınama açıklamalarına rağmen bu grup Efrîn’de birçok kişiyi kaçırdı ve katletti. Efrîn İnsan Hakları Örgütü’nün verilerine göre Silêman Şah çeteleri Efrîn’de yaklaşık 7 bin 500 kişiyi kaçırdı.

Ortaya çıkan birçok görüntüde Türk devletinin yanında DAİŞ çetelerinin savaştığı belgelendi. Kuzey ve Doğu Suriye’nin çeşitli yerlerinde bu çetelerin işlediği suçlar devam ediyor. Girê Spî ve Serêkaniyê işgalinde aktif yer alan Silêman Şah çeteleri, DSG’nin elindeki DAİŞ’lilerin kaçmasını sağladı.

Siyasi aktivist ve yazar Mihemed Emîn Siwêd konuya ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı: "Türk devleti çete gruplarını yeniden bir elekten geçiriyor. Türk devletine gönülden bağlı olan gruplarla yeni isimler altında yapılanmalar oluşturuyor. Yeni cephe işgal altındaki bölgelerde krizi ve kaosu derinleştirme görevi görecektir."

SOHR’un verilerine göre Türk devleti Hemzat ve Silêman Şah çetelerinden 13 bin çeteyi Libya’ya göndererek savaştırdı.

Kısa süre önce SOHR tarafından yapılan başka bir açıklamada, Türk devletinin Ermenistan’la savaşması için Karabağ’a götürdüğü çete sayısının 2 bini geçtiğini belirtmişti. Açıklamada, öldürülen 231 çetenin ismine de yer verilmişti.

Suriye Özgürlük Cephesi’nin Türk devletinin projesi olduğuna dikkat çeken Mihemed Siwêd, "Türkiye’nin amacı çetelerin olduğu bir birlik oluşturarak Heyet Tehrir Şam çetelerini güçlendirmektir. Silêman Şah çeteleri ele başı Mihemed Casim 7 Eylül’de Heyet Tehrir Şam ile diyalog kurmaya hazır olduklarını ve birlikte İdlib’de savaşabileceklerini söylemişti" dedi.

İSİM DEĞİŞİKLİKLERİ VE KELİME OYUNLARI
Hiziplerin rolleri isimlerine ve diğer isimlerin icadına göre farklılık göstermez. Şemsiyeler ve hizipler defalarca anons edilse de rakamlar ve belgeler, dolaşan resim ve kliplerle birlikte Türkiye'nin kontrol ettiği bölgelerdeki kaosun boyutunu gösteriyor.

Zira Türk devleti DAİŞ ve Nusra ile de aynı oyunu daha önce oynadı. Musul’dan, Şengal, Kobanê, Rakka ve diğer yerlerde kullandıktan sonra, dünya kamuoyuna bu çetelere karşıtmış gibi propaganda etti. Oysa o yıllarda Türkiye-Suriye sınırı üzerinde ortaya çıkan DAİŞ-Türk askerlerinin birlikte iş gören görüntüleri ve Musul Türk konsolosluğunun DAİŞ eliyle Gire Spi üzerinden Türkiye’ye geçişlerinin sağlanması bile tek başına Türk deveti-DAİŞ ortaklığını açıkça ortaya koyuyordu.

İş Nusra’ya gelince çok daha farklı bir fotoğraf ortaya koyuyor. El Nusra dünya çapında terörist olarak kabul gören bir örgüt. Ancak bu terörist örgütün arkasında duran yegane güç ise yine AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türk devleti.

Suçlarını aklamak ve bölgede işgal ve soykırımda kullanabilmek için isimlerini önce fetih hareketi daha sonra ise Heyet Tahrir El Şam olarak değişimden geçiren Türk devleti, bu çete grubunu merkezi olarak İdlib başta olmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye’nin ilhakında aktif olarak kullandı.

Sonuç olarak, Serêkaniyê, Girê Spi işgal sürecinde Suriye Milli Ordusu çatısında birleştirilen bu kanlı ve insanlık düşmanı çete grupları, her türlü, talan, soykırım, taciz ve tecavüz suçlarıyla dünya kamuoyunda teşhir olunca bu kez Suriye Kurtuluş Cephesi olarak yeniden halifeleri Erdoğan tarafından temize çıkarılmaya çalışılıyor. Ancak gerçek olan güneşin balçıkla sıvanmayacağıdır. DAİŞ/Nusra artığından oluşan bu kanlı çeteler hangi isimle bir araya getirilirse getirilsin, başta Kürt ve Arap halkları olmak üzere tüm insanlığa karşı işledikleri suçlar sabittir. Dün ve bugün işledikleri bu suçlar yarın da Suriye kurtuluş cephesi adıyla işleyecekleri suçların garantisidir.